Yeni Hafta
Akit Vinç İşletmeciliği&Taşımacılık
selcukozdag

Darbe komisyonunun darbeli vekili

Cumhuriyet tarihinde ilk kez kurulan Darbeler ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu çalışmalarına başladı. Komisyon üyelerinden AK...
19/05/12 - 7:23 Yorum sayisi 0(0)
daeniz

Deniz Gezmiş’in haksız idamı ideolojik idealini meşrulaştırır mı?

Bu senenin 6 Mayıs’ı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin 40. yıldönümüydü....
18/05/12 - 8:16 Yorum sayisi 0(0)
mehmet_akif_ersoy

Mehmet Âkif’i nasıl an(l)ıyoruz?

Hem 2011’in hem de Mehmet Âkif Yılı’nın sonuna geldik. Bir şair olmasının ötesinde mütefekkir, dost...
30/12/11 - 11:13 Yorum sayisi 0(0)

Yusuf Yüzlüler

Kategori: Selim GürbüzerEklenme Tarihi: Ağu 29th, 2011Ekleyen:

SYK Yapı Kimyasalları

Yusuf yüzlülük; ta çocukluk dönemlerimizden bu yana süre gelen bir hasretimiz. Onun için Yusufiye halkasına girerek hasret giderilip ruhlar tazelenir her an ve her salise. Derken bu yolda tüm gönüller kana kana huzur bulurda.

Çağların muhabbet selinin üzerine sindiği tek nesil Yusuf yüzlülerdir. Dolayısıyla kendini Mevlâ’ya adamışların ab-ı hayat içip vuslata eriştikleri noktanın adıdır Yusufiye.

Yusuf Yüzlüler bir yandan İ’lây-ı Kelimetullah davasına gönül vermenin iştiyakıyla demir parmaklı penceresinde seyre dalarken, öte yandan da gecenin alaca karanlığına aldırış etmeksizin pembe şafakların doğacağı ümidiyle Yusufiye’ce bir ağıt faslı başlatırlar dem bu dem.

Yusufiyeler Hakk’ın ve hakikatin metin kaleleridir. Öyle ki; Yusufiye burçlarında dalgalanan tuğlar, ebediyeti müjdeler adeta. Aynı zamanda her bir tuğ’un kendine has manası olduğu gibi mana denizinde yüzmeyi arzulamakta var. Ta ki Mevla’ya iştiyakla yalvarıldığında marifet ve hakikate götüren tuğların kalbin cilaları olduğunu anlamakta var. Bu arada daha varlarımız bitmedi tabii. Dahası küfrü söndürüp zulmeti nura döndüren ve masum gönüllerin yanık seslerini dindiren dikili tuğlarımız da var. Demek oluyor ki tuğlarımız var olduğu müddetçe Yusuf yüzlüler her nefeste hep bir ağızdan; ”Yüceltip tuğları Fisebilillah,  değiştir çağları Fisebilillah” diye haykıracaklardır elbet. Aslında bu meydana her can giremez. Bu yüzden yufka yüreklilerle dikenli yollar aşılmazda. Çünkü o meydan er meydanıdır, yani bu kutsi yolda her türlü eza, her türlü çile ve bundan da öte kar beyaz bir ölüm var. Bir başka ifadeyle; çağın çilesi onların sırtlarına serilidir. Hor görülseler de davalarına sadıktırlar. O sevdadan asla vazgeçemezler, isteseler bile o kutsi davadan dönmezler de.

Yusuf yüzlülük yüce bir davadır. Bu uğurda kan aksa bile acı bilinmez. Zaten Allah (c.c.) aşkından dolayı Resûlüllah (s.a.v.)’in yolunda yürüyeni ateşe atsalar ne önemi var ki. Baksanıza İbrahim’i ateşe attılar da ne oldu, sonunda ateş gül bahçesine dönüşmedi mi? Özünde sevgi ve aşk olanı ateş nasıl yaksın ki. Bir kere ateş yücelerden emir almış serin ol diye.

Baksanıza Mecnun Leyla’nın sevdasına yana yana çöllere düşüp, sonunda kendini Mevla’da bulmadı mı?

Hakeza Ferhat’a aşkından dolayı dağlar yol vermedi mi? Sonunda dağ adeta hal lisanıyla del deyince, o da Şirin’e olan o deruni aşkıyla sarp dağları delip aştı da.

Aslı ile Kerem ecele şerbet dediler. Meğer arayan Mevla’sını bulabiliyormuş. İşte onların şahsında; Mevlana’ca, Ferhat’ça ve Keremce sevda yüklü alperenlere hem bu yol kutlu olsun hem de şimdilik gazanız mübarek olsun demekten başka ne diyebiliriz ki.

Yusufiye ocakları her gelene açık, Mevlana’ca; ‘Ne olursan ol yine gel’ diyorlar zaten. Mevlâna’nın çağrısını özümlemiş duygularla bu dergâhta himmet-i ula ile gelen geri çevrilmezde. Çünkü kılıç değildir ülkeleri fetheden, asıl fetih insanları sevgi ve aşk ile fethedebilmektir. Madem Allah salih kullarını sever, o halde ‘Yaratılanı sevmek yaratandan ötürü ‘prensibinden hareketle herkesi sevmek şiarımız olmalı. Zira Yusufiyeler derde derman olanların Mevlâ’ya aşk ile yanıp boyun eğenlerin yoludur.

Yusuf yüzlülük, aynı zamanda ten kafesinde cananı arayıp İ’lây-ı Kelimetullah aşkıyla yanan ideal tipin adıdır. Kendimizi keşfetmenin basamaklarıdır Yusufiyeler. Şayet Maksuda ermek istiyorsak buna mecburuz da.  O halde Yusufiye ruhunu yakalamak gerek.

O gül yüzlü Yusuf yüzlüler gecenin her yıldızı parlarken sabahın seher vaktinde çarpan gönülleriyle adeta ”Yırt yakanı, eyle figan” dercesine uykudan uyanmamızı istiyorlar. Bu ülke eski ülke değil artık. Nitekim dünümüzde doğru yanlış, eksik ya da fazla kutsi davalarımız ve bir başkasını düşünmek vardı, hatta canlar verilirdi bir dava uğruna. Her nedense şimdilerde aptal yerine koyuyorlar ideal insanı. Varsın aptal sansınlar, biz yolumuzu yol bilelim o bize yeter artar bile.

Hem madem koyun hayvan iken yatmaz, o halde diriliş nesline uyumak yaraşmaz elbet. O halde seher vaktinde öten bülbül kuşların sesleriyle yeniden uyanmak gerek. Baksanıza ecdadımız erken yatıp erken kalktığı için; tarih boyunca medeniyetten medeniyete koştular. Üstelik onlar her seher vaktinde hep birlikte toplanarak aşka giderlerdi. Dahası Allah’a (c.c.) abd (kul) olmanın idrakiyle gece gündüz dip diri idiler.  Bilhassa dillerinde tane tane dökülen o tatlı sohbetleriyle kalplere ferahlık verirlerdi. İşte ecdadımız tarihe böyle not düşmüşler.

Peki, ya bizler? Sorma gitsin şuan bile tam içler acısı haldeyiz. Hayret mi hayret doğrusu, bu durumu daha henüz anlamış değiliz. Yine de her ne sebeple olursa olsun manevi soluk kabımızdan biranda çıkıp kendimize gelme zamanı şimdi değilse ne zaman? Biran evvel tefekkür edelim ki dirilişimiz gerçekleşebilsin. Şayet Yusuf yüzlü olmayı arzuluyorsak atalarımızın izi izimiz olmalı. Saf saf dizilerek Allah (c.c) yolunda canlar yeniden fedaya hazır olup gönüllerin gönderinde Yusufiye aşkını tüttürmeli, durmak yok yola devam demeli.

Uyan artık ey kalbim! Bunca zulmet dolu hayatla nereye kadar gidilebilir ki. Bitsin bu zulüm artık, gayri yeter diyorsak Yusuf yüzlü “Ferhat” olmalı, “Mecnun” olmalı,  varlık taşını delerek sahralarda ”Leyla”ya varmalı. Bir garip misali dünyada yaratılış gayemiz doğrultusunda, ömrümüzün sonuna dek mücadele etmeli. Madem bize emanet verilen can tendedir, Allah’tan mahrum yaşamak niye? Cennette cemalinden ayrı kalmamak adına kul olmak varken bu dünyada boş bir hayat yaşamak niye? Madem bülbül gülün hayranı, o zaman ne duruyoruz, derhal Allah’ın ve Resulü’nün yolunda sevda çırağını yakalım ki bülbül gül için öttüğü gibi, bizler de ”Allah” diye zikredip rahmetine gark olabilelim. Bundan da öte Lafza-ı Celal ismini kalbimizde anarak vuslat burcunda gönül sarayına dalabilelim. Ta ki ömürde bir kez de olsa candan Allah deyip kurtuluşa erebilelim.

Gel kardeşim gel! Sen de bu yola koyul ki; bir olalım, iri olalım diri olalım. Bize bizden gayrı dost yok çünkü. Ülkümüz; ‘Hamdım, piştim ve yanmaktır’ bizim. Coşkun sular gibi arada birde olsa çağlarız. Bu yolda korkuya da yer yok. Bu meydan âlâ meydandır. Burada açılan gül kolay kolay solmaz da, bu böyle biline.

Yusuf yüzlülerin yoluna karış ki aşkı yaşayasın, sevgi nedir bilesin. Fenadan bakiye göç eylemek arzularsan yüzünü Yusufiye’ye çevir ki necat bulasın. Yüzünü kıbleye dön ki sevenlerin tutku bakışlarında mest olasın. Yusuf yüzlüler gelene gelme gidene de gitme demez, bilakis sevenlere kollarını açarak kardeşçe kucaklaşırlar her dem ve her saat. Yusufiyelileri sevmeyenler varsa, varsın sevmesin. Elbet bir gün onlar da anlar gerçeği. Yusuf yüzlülerle alay edenler varsa varsın alay etsinler, önemi yok.  Hakk (c.c) biliyor ya, gerisi angarya. Gafiller bilmese de Allah’ı sevenler olacaktır halk içinde elbet. Gördük ki Yusufiye yolunda garip bir kuş olunsa da Yusuf yüzlüleri salan ilahi bir güç var. Zira bu din garip geldi garip gidecek. O halde Allah garipleri sever müjdesi tek tesellimiz.

Onların konuşmaları hep İslâmiyet, hep duygu yüklüdür. Sohbetleri hoş eder insanı hep içten içe. Yusufiye ruhu öteleri hatırlatır anbean. Dostluk nedir bilmeyenlerin dost olmayı öğrendiği, okumayı sevmeyenlerin okumaya teşvik edildiği mekânlardır Yusufiyeler. Nitekim sevgi kitaptır, hem dilde hem de kalpte.

Halimize rengârenk katılan iklimin ismidir Yusufiye…

Yüreklerin dolu dolu aktığı pınar çeşmesidir Yusufiye’ler. Şahadete susamış gönüllerin kurban olduğu hakikat ve adalet şuleleridir Yusuf yüzlüler.

Sen de gel ey kardeş bu makamı ziyarete. Gel ki dilden beladan defolasın, emelini burada bulasın. Hatta Yusuf’iye’ye gelmekte tereddüt eyleme ki ruhun gıda bula. Yusuf yüzlüler ile buluşmanın mutluluğunu yaşamak için vuslata koş ki muradına eresin.

Ey kardeş! Yusufiyelik ve Yusuf Yüzlülük nedir diye dilimizin döndüğü kadar tarif ettiğimizde, bakın neler göreceğiz.

Bilindiği üzere Yusufiyeler sahabe sohbetleriyle her nefeste sıhhat gibi inler. Derken temiz kalpler rahmet ruhlarıyla şenlenir. O halde Ey kardeş! Bu iklime dal ki derdine derman, yarana merhem bulabilesin. Sanırım Söğüt’te küçük bir aşiretten meydana gelen muhteşem çınarın temelinde Yusufiye ruhunun varlığını sezersen ne demek istediğimizi anlarsın. Hâsılı Osman Gazi ile Şeyh Edebali’nin elinde yoğrulan hamurun adıdır Yusufiyelik…

Ciğerlerimizi lime lime etseler de, ellerimize zincir vursalar da “Allah” diyebilmektir Yusufiyelik. Dahası; “Sürseler de yaban içine, atsalarda zindan evine, haykırıp bu yoldan dönmeyiz’‘ diyenlerin yurdudur Yusufiye.      Hakeza nice bin zevkle Yusuf’un düştüğü kuyuya atsalar da “Hak yoldan dönmek yok ” demenin adıdır Yusufiyelik…

Hangi meydan olursa olsun er meydan içinde Alperenlerin varlığı hissedileceği muhakkak. Çünkü bu davada ikilik yok, birlik var. Bundan da öte felah ve dirlik var. Her türlü nimet, tevhit sancağının ruhunda gizli çünkü. Bu yüzden Allah’a arzulanan dilde açan çiçektir Yusufiyelik.

Yusuf yüzlüler aşka düşen pervanedir. Gâh seller gibi çağlayan, gâh gözyaşları akan insanlar olarak anılacaklarda. Gerçekten de yollarına kurban olası geliyor seyredenlerin. Bilhassa rengârenk bahçelerinin önlerinden geçenler, büyük hayranlıkla güllerine gıptayla baka kalırlar.        Galiba bakmakla da haklılar. Çünkü onların yolları Piri Türkistan-ı Ahmet Yesevilerin, Hazreti Mevlânaların, Yunusların, Hacı Bayram-ı Velilerin, İmam-ı Rabbanilerin, İmam-ı Gazali’lerin yoludur. Bu yüzden yollarına hem hayranız, hem de kurbanız.

Yusuf yüzlülerin her biri ehli ukba’da, yine her biri bir sevdada. Bu yüzden “Neyleyim dünyayı bana seni gerek seni” diyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük.

Onlar imanları ve zindelikleriyle Kuran’ın hadimleridirler. Bu yüzden cümle âlemi şahit tutarak, bu yoldan dönmeyenlerin adıdır Yusuf yüzlülük…

Hakk’ı batıldan ayırmanın yoludur. Hak’tan gayrı neyleyim dünyayı diyebilmek ve Menzile ermenin sırrıdır bu yol. Ötelere giden bu yola yürek mi dayanır. Elbette ki dayanmaz, ama o sırra da vakıf olmak için de gayret gerekir elbet.  O halde bu dünyada kana kana aşk şerbetinden içsek fena mı? Kalbi sıdk ile canımız kurban olsun ülkü yoluna desek ne kaybederiz ki?

Ol Gülşen de aşk bile girdi cana. Kalbin derinliklerinde gördüğümüz mana denizinde Yusufiye kervanını yakalamanın heyecanıyla gece gündüz yana yana aşk küllerinde hep ararız cananı. Derken ahirete gider kalpteki yar. Hatta gün çekilince hayalimizden izbe iz derin bir âlem başlayıp bir ömür geçer adeta. Nihayet bir sonbahar mevsimi geceden gördüğümüz bir düş mü yoksa hayal mi demeden, delilsiz inandık bu yola. Yani bu duygular eşliğinde adı güzel kendi güzel Muhammed (s.a.v) yanı başımızdadır sanki. Zira O sevgili engin ufuklardan çarpan gönülle salâvatla sergilenir içten içe.

Hazreti Ebubekir (r.anh.), “O ne derse doğru söyler, o dediyse doğrudur” sözleri öteden beri hep ruhumuzda yankılanıverir. Şükürler olsun ki Sıddık-ı Ekber’in dilinden teslimiyeti öğrendik. Fakat Tevhide gönül bağlamayan ne sıddıkiyeti ne de bizi anlar, bizi ancak anlayan anlar. O halde Yar aşkına ölsek ne olur ki?

Züleyha’nın şahsında Mısır’a ilk merhamet ve sevgisini aşılayan Yusuf (a.s.)’dır. Yusuf’u kardeşleri kanlı zindanlarda prangaya vurdular da ne oldu, sonunda Züleyha’nın şahsında Mısır’ın egemen duygusu ilahi aşka boyun eğmek zorunda kalmamış mıydı? O halde sevgiye evet demeli.

Nasıl olsa dünya dönüyor, bütün mahlûk ona binmiş bir ömür sürüyor adeta. O halde mala mülke aldanmak niye? Madem ölmemeye çaremiz yok. O halde Allah’a kul olmamak niye?

Gelin tevhide koşalım, hasret çağrısında Allah diyelim ki, ülkü yolunu idrak edebilelim. Hazret-i Yusuf (a.s)’ın yaşadığı serüveni sevda bereketiyle yüreğimizde hissedelim ki Yusuf yüzlülük gerçekleşebilsin.

Velhasıl; ateşe atsalar da yahut bizi kül etseler de Rabbim Allah diyebilmektir Yusuf yüzlülük.

Vesselam.

http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_16.png http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_16.png http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_16.png http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_16.png

SYK Yapı Kimyasalları

Yorum Yap

Çoban Gübre

Anket

Hapiste iken milletvekili seçilenlerin tahliye edilmemesi kararını nasıl yorumluyorsunuz?

Sonuçları Gör

Loading ... Loading ...
Ana Sayfa