Nasıl bir üniversite tercihi?Kategori: EğitimEklenme Tarihi: Tem 22nd, 2011Ekleyen: yh_yonetici
Üniversiteye ve bölümlere benim gibi birçok kişinin yerleştiğini tahmin ediyorum. İlgisi olmadığı halde iktisat, kimya, sosyoloji, edebiyat bölümlerini tercih edip okumaya gelen öğrenci kitlesi; ilgisi olup da istediği bölümde olan öğrenci kitlesinden kat kat fazla olduğunu düşünüyorum. Benim bunu düşünmemin yeteceğini zannetmiyorum. Kırıkkale Üniversitesi’ni tercih etmemin sebebi sadece Ankara’ya yakın olması doğru değil belki. Ama ikinci senem olmasına rağmen Üniversitemin tercih edilecek başka bir yanını göremedim. Bu benim için büyük bir kayıp. Hadi sosyal aktiviteleri geçtim, okulumun eğitim teknik ve yöntemleri çağa uygun mu ve öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılıyor mu? En azından Güzel Sanatlar Fakültesine sığınmış Fen-Edebiyat Fakültesi ve Eğitim Fakültesi’nin durumu eğitim için elverişli olmadığı için teknik ve yöntemden söz etmenin mümkün olmadığı göz önündedir. Yani; okul, öğretmen ve ders kitabı üçgeninde kısır döngü içerisindeyiz. Lisans eğitimi almak için üniversitelere gelen öğrenci tiplerinden bahsetmek isterim. Yeteri kadar bilgi birikimi olmayan, ortaokul ve lise hayatında üniversiteyi kazanması için sınava endekslendiği için hayatı tanımamış, ailesinin yanından ayrılmamış, ürkek öğrenci tipleri çoğunlukta. Bu öğrenciler sudan çıkmış balık gibidirler. Eh bir de burası Kırıkkale olduğu için ana kuzusu öğrenci baskın halde. Bu öğrencilere hayatı kimin göstereceği belli. Hocalarımız. Hocalarımız eğitmeye çalıştığı öğrenciler hakkında ne biliyor? Benim gördüğüm kadarıyla pek bir şey bilmiyor, bilmek de istemiyor. Bilseler bile ona göre davranmaktan eriniyorlar. Bir üniversite hocası tipine örnek vereyim; ders vakti geldiğinde sınıfa giriyor, öğrencilerin suratına bakmadan, selam vermeden tahtaya dönüp bir şeyler yazıyor. Benim tarif ettiğim öğrenci tipi çoğunlukta olduğuna göre sınıfa giren cisme saf saf bakmaları doğaldır. Peki öğrenci bu hocadan ne alsın ki? Bence zaten hocanın öğreteceği bir şey yoktur ki, öğrenci de hiçbir şey almadan 4 sene geçirir. İnsanın bir mesleği ömür boyu sürdürmesi hem doğru değil, hem de bugüne uymaz. Üniversitede derslere girdiğim süre içerisinde sanki bize sadece Edebiyat Öğretmeni veya Akademisyen olacakmışız gibi eğitim verdiklerini gördüm. Edebiyat Öğretmeni terimi de doğru değil çünkü öğretmenlik de öğrenmiyoruz. Peki, biz ne öğreniyoruz? Lisans eğitimi böyle olmamalı. İki senelik üniversite hayatımda güncel konulardan, teknolojiden, bilimden, eğitimden bahseden tek bir hocam olmadı. Ne kadar acı bir durum, bunu yeni fark ediyor değilim. Ama elimden hiçbir şey gelmiyor diyerek de kenara çekilmek istemediğim için bu yazıyı yazıyorum. Sadece yüksek lisans yaptığı, uzmanlaştığı konu üzerinde bize bir şeyler dayatmaya çalışan hocalardan hazzetmiyorum. Benim ilgimi çekmiyor belki sizin uzmanlaştığınız alan. Ama öğrenmek zorunda olduğumu da biliyorum. O zaman hocamın yapacağı çok basit bir yöntem var. Bana öğrenmem gereken konuyu sevdirmeliler. Sevdirmek yerine 80 dk boyunca susmadan konu anlatarak öğrencileri sıkıyor ve konudan soğumasına sebep oluyorlar. İnsan daha çok bilgiye açtır. Bence kimse bu açlığın farkında değil. Bunun farkına varanlar bir şekilde kendilerini doyurmayı bilir. Ama farkında olmayan öğrenciler ne yapsın. Üniversite okumaya hak kazanmış insanın herkesten fazla bilgi elde etmesi şarttır. Öğrencileri doyurması gereken hocalarımız, kafamızı aynı şeylerle doldurmakta; aklımızı, fikrimizi köreltmekte. Bu sayede kör bir öğrenci tipi doğmaktadır. Şu an üniversitelerimiz kör ve aç bir öğrenci kitlesiyle dolmuştur. Bu kişilerin görme engelini kim ortadan kaldıracak? Hocalarımız desem, zaten onları da zamanında kör yapanlar olduğu için gereken eğitim seviyesine ulaşılamıyor. Birisi gelip öğrencilerinin yaşı kadar eğitim görmüş bir insanın görme engelini ortadan kaldırması gerekiyor ki; geleceğe umutla bakan gençler inşa edilmelidir. Yükselmesi gereken yerde eğitim sisteminin gittikçe düştüğüne inanıyorum üniversitelerde. Teknolojinin hızla geliştiği, bilginin kolaylıkla ulaşılabileceği bir zamandayız. Çağımızın bu iyi yönünü hiç birimiz kullanamıyoruz. Günümüzde; eskilerin önem verdiği çok bilen insan değil, öğrenmeyi öğrenmiş, bilgiyi nerede nasıl bulacağını bilen, düşünme ustalığı kazanmış, bilgisayar okur-yazarı olan, sürekli yeni bilgi peşinde koşan insan tipi olmalıdır. Kabul ediyorum hocalarımızın çok bilgisi var ama bu bilgiyi bize aktaramadıkları için öğrendiğimizi sandığımız halde 2 gün sonra öğrettiklerini unutup gidiyoruz. Yeni bilgi peşinde koşan ve bunu öğrencilerine aktaran hocam yok sanırım. Varsa bile ben görmedim. Üniversite okuyan arkadaşlarımın da çağımıza uygun yaşadıklarını sanmıyorum. Ve Öğrenci Seçme Sınavında kontenjanlar her sene arttığı için üniversite okumaya hak kazanamayan öğrencileri üniversitemizde görüyoruz. Eğitim sistemimizin neden gittikçe düştüğünü anlamışsınızdır. Geçtiğimiz cumartesi Türk Ocağı Genel Merkezi’nde Prof. Dr. Orhan Arslan’ın konuşmasına katıldım. Gazi Eğitim Fakültesi’nde Öğretim üyesi olan Arslan, öğrencilerine ilk derste Itrî’nin kim olduğunu sormuş. Öğrencilerin hiç biri Itrî’nin kim olduğunu bilmiyor. Ama ertesi gün bütün sınıf öğrenmiş halde hocanın karşısına çıkıyorlar. Kırıkkale Üniversitesi Edebiyat Bölümünde lisans eğitimi gördüğüm halde Itrî’yi ben de tanımıyordum. Mademki Edebiyat okuyoruz kültürümüzü öğreniyoruz, neden bilmiyordum Itrî’nin kim olduğunu. Gazi’de Biyoloji okuyan arkadaşlarım Orhan Hoca’nın sayesinde kültürümüzü biz edebiyat öğrencilerinden daha iyi biliyor. O zaman biz okulda adam akıllı bir şeyler öğrenmiyoruz. Edebiyat eğitimi aldığımızı sanıyoruz sadece. Sadece kendi uzmanlık alanı ile alakalı ders işlenirse, sanki yüksek lisans dersi alıyormuş gibi eğitim verilirse benim bu hocalardan almak istediğimi alamayacağım. Bizim daha çok şey öğrenmeye, daha çok konuda tartışmaya ihtiyacımız var ama nedense sınıfımızda tartışma ortamı olamıyor. Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri gibi kesin bilgi içermez. Bunun herkes farkında. Ama gördüğüm kadarıyla kesinmiş gibi eğitim alıyorum. Çünkü yukarda bahsettiğim gibi tartışma ortamımız yok. Öğrenmemiz gereken bilgi de dayatıldığı için insanda okuma hevesi kalmıyor. Ben böyle eğitim almak istemiyorum. Birilerinin artık bir şeyler yapması gerekir. Yoksa beni ve benim gibi geleceği parlak insanları kaybedecekler. Bana hocalarım edebiyat eğitiminin nasıl olmadığını öğrettiler, onlara çok teşekkür ediyorum.
Konu Yazari: yh_yonetici ( ) ... Yorum Yap |
Anket Aynı Kategoriden Haber
Kategori: Eğitim
|