1948 yılında İsrail devletinin ilanı ile birlikte Filistinliler için bugüne kadar süren zorlu bir süreç başlamıştır. Filistinlilerin büyük bir kısmı 1948 savaşından sonra mülteci durumuna düşmüşler ve yaşadıkları toprakları terk ederek Gazze Şeridi, Batı Şeria ve diğer Arap ülkelerine yerleşmişlerdir.
1967 yılına kadar diğer Arap ülkelerinin, özellikle de Mısır’ın vesayetinde devam eden Filistin kurtuluş hareketi, bu tarihten sonra bağımsız bir karakter kazanmış ve Filistin Kurtuluş Örgütü (F.K.Ö) önderliğinde mücadelesine devam etmiştir. 1967 Haziranındaki Altı Gün Savaşı’nın bir diğer sonucu ise, İsrail’in 1948 savaşında ele geçiremediği tüm Filistin toprakları (Gazze Şeridi ve Batı Şeria) ile Mısır’dan Sina Yarımadası ile Suriye’den Golan Tepeleri’ni ele geçirmesi olmuştur. İsrail’in Golan Tepeleri’ni ele geçirmiş olması ise Ürdün (Şeria) Nehri’nin kaynağını ele geçirmiş olması anlamına gelmektedir.
Ürdün Nehri, İsrail’in temel yer üstü su kaynağı durumundadır. Yıllık ortalama 1527 milyon metreküp su taşıyan nehrin kaynağı durumunda olan üç kolu bulunmaktadır. Bunlar Dan, Hasbani ve Banyas kollarıdır. Dan kolu 1967 öncesi İsrail sınırları içinde yer alırken, Hasbani Lübnan, Banyas ise Suriye toprakları içinde yer almaktadır. Bununla birlikte Hasbani ve Banya kolları da 1967 savaşından bu yana İsrail kontrolü altında yer almaktadır. İsrail toprakları içinde birleşen bu üç kol, 1950’li yıllarda ilk olarak Yahudi yerleşimciler tarafından başlanan çalışmalarla kurutulmaya başlanan Huleh bataklıklarından geçerek Tiberya Gölü’ne (Galile Denizi) dökülür. [i] Tiberya Gölüne kadar olan kısım Yukarı Ürdün nehri olarak anılır. İsrail’in Ulusal Su Taşıyıcısı olarak bilinen ana su yapısı, sularını bu gölden alarak nüfusun yoğun olduğu kıyı bölgesi ile Necef Çölü’ndeki tarımsal alanlara su taşımaktadır.
Tiberya Gölünün güneyinden Ölü Deniz’e kadar olan kısım ise Aşağı Ürdün Nehri olarak anılır. Nehrin bu kısmında Yarmuk, Zarka ve bazı küçük kollar katılır. Ürdün Nehri taşıdığı küçük su miktarına rağmen uluslararası su politikasında ve uluslararası politikada oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Nehir havzasında Ürdün, İsrail, Suriye, Lübnan ve Filistin yer almakta ve İsrail ve Ürdün için ana yer üstü su kaynağını oluşturmaktadır.
Yer üstü kaynaklarının yanı sıra İsrail’de yıllık su ihtiyacını karşılamak için yer altı suları da yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. İsrail için önemli olan iki yer altı su kaynağı bulunmaktadır. Bunlar Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yer alan Dağ ve Kıyı akiferleri’dir.
Kıyı Akiferi İsrail’in 1967 öncesi sınırları içinde yer almakta ve tüm kıyı boyunca uzanmaktadır. Bu akifer yıllık ortalama 300 milyon metreküp su sağlamaktadır. Akifer sularını kıyı bölgesine düşen yağışlardan ve yükseltilerden gelen akışlardan almaktadır. [ii]
Dağ Akiferi ise 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’ndan sonra İsrail işgali altına giren Batı Şeria’nın tamamını kapsamaktadır. Bu akiferlerin sağladığı su yıllık ortalama 632 milyon metreküp civarındadır. Doğu, kuzeydoğu ve batı yönlerine doğru akan bu akiferlerden İsrail Filistin ve işgalden sonra bölgeye yerleştirilen İsrailli yerleşimciler faydalanmaktadır. Dağ Akiferlerinin 632 milyon metreküp yıllık verimine rağmen Filistinliler bunun ancak 110 milyon metreküp kadar bir miktarını kullanabilmektedirler. Kalan kısım İsrail’e ve İsrailli yerleşimcilere tahsis edilmektedir. İsrailli yerleşimcilerin sayısının son dönemlerde hızla artarak 500 bin’e ulaştığı da göz önüne alınmalıdır. Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin nüfusu ise 2,5 milyon civarındadır.
Birleşmiş Milletler Nezdindeki Filistin Daimi Temsilciliği’nin, Genel kurul’a 22 Mart 2010 tarihinde sunduğu, İşgal Altındaki Filistin Topraklarında Suyun Durumu başlıklı raporunun 4. paragrafında, İsrail’in Filistin sularının %90’ını alarak sadece kalan kısmı Filistinlilere bıraktığı belirtilmiştir. Aynı raporun 7. paragrafında, 1995 yılından bu yana Filistinlilere hiçbir kuyu açma izni verilmediği de vurgulanmıştır. Raporda Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin günlük 70 litre bazı durumlarda ise 20 litre su tüketme durumunda olmasına rağmen İsrailli yerleşimcilerin 300 metreküp su kullandığı dile getirilmiştir.
İsrail genel olarak, suyu etkin bir şekilde kullanan ve hatta çölü vahaya çeviren bir ülke olarak tanıtılmaktadır. Ancak İsrail’in su politikaları değerlendirilirken, işgal altında tuttuğu Filistin topraklarından yasadışı olarak çektiği suların da dikkate alınması gereklidir. Ancak bu durumda İsrail’in su yönetimindeki etkinliği sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilir.
Dr. Seyfi KILIÇ, ORSAM Su Araştırmaları Programı Danışmanı, Aksaray Üniversitesi U.İ.B
[i] Masahiro Murakami ve Katsumi Musiake, 1994 The Jordan River and the Litani, International Rivers of the Middle East, Asit K. Biswas (ed) içinde s.134,Konuralp Pamukçu, Su Politikası, 2000, s. 129.
[ii] Pamukçu s.141.
Gönderen: yh_yonetici 14 Temmuz 2011.