Yeni Hafta
Akit Vinç İşletmeciliği&Taşımacılık
selcukozdag

Darbe komisyonunun darbeli vekili

Cumhuriyet tarihinde ilk kez kurulan Darbeler ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu çalışmalarına başladı. Komisyon üyelerinden AK...
19/05/12 - 7:23 Yorum sayisi 0(0)
daeniz

Deniz Gezmiş’in haksız idamı ideolojik idealini meşrulaştırır mı?

Bu senenin 6 Mayıs’ı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin 40. yıldönümüydü....
18/05/12 - 8:16 Yorum sayisi 0(0)
mehmet_akif_ersoy

Mehmet Âkif’i nasıl an(l)ıyoruz?

Hem 2011’in hem de Mehmet Âkif Yılı’nın sonuna geldik. Bir şair olmasının ötesinde mütefekkir, dost...
30/12/11 - 11:13 Yorum sayisi 0(0)

21. Yüzyılın İlk Birleşmiş Milletler Operasyonu Üzerine: Çatışma ve Meşruiyet

Kategori: ManşetEklenme Tarihi: Nis 14th, 2011Ekleyen:

SYK Yapı Kimyasalları

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, dünya çapında gerçekleşmesi olası bir üçüncü savaşı önlemek, barış ve güvenliği sağmak amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü esasında selefi olan Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) ile aynı amacı taşımaktadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti, bağlayıcı esaslarının bulunmaması ve Amerika Birleşik Devletleri gibi uluslararası arenada önemli bir aktörün destek vermemesi nedeniyle işlevsel hale getirilememiş ve dağılmıştır. Birleşmiş Milletler (BM)’i bu bağlamda uzun soluklu kılan, üye devletleri bağlayan BM Şartı ve Kararları ile özellikle başta ABD ve Avrupa devletleri olmak üzere üye devletlerin BM kararlarının bağlayıcılığını kabul etmeleri ve bu çerçevede üstlendikleri yükümlülüklerdir.

BM Operasyonlarının Tarih Boyunca Evrimi

Soğuk Savaş süresince, iki süper gücün, ABD ve Rusya’nın arasındaki ideolojik gerginlik ve bu doğrultuda başlattıkları nükleer silahlanma yarışı hiçbir zaman açık bir şekilde sıcak çatışmaya dönüşmemiştir. Bunun yerine bu “soğuk” rekabet, özellikle Üçüncü Dünya olarak tabir edilen az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde kendisini sıcak çatışma olarak göstermiştir. İşte BM, bu dönemde özellikle Soğuk Savaş’ın bu çevre ülkelerde yansımalarını hafifletmeyi amaçlamıştır. Birinci nesil operasyonlar olarak adlandırılan bu müdahaleler, çoğu kez veto hakkına sahip olan daimi beş üyenin (ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık) yine Soğuk Savaş atmosferinde girdikleri çıkmazlardan olumsuz etkilenmiştir. Bu bağlamda BM’nin karar alma mekanizmasının etkinleşmesi ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle gerçekleşmiştir.

Soğuk Savaş ile değişen, sadece Güvenlik Konseyi’nin tutumu değildir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ve Batılı devletlerin sömürgelerinden çekilmeye başlamasıyla birlikte dünyada meydana gelen çatışmaların doğası da farklılık göstermeye başlamıştır.  Sömürgeci devletlerin ve Sovyet Birliği’nin ardından yeni devletlerin oluşum süreçleri, çoğunlukla iç savaşla sonuçlanan sancılı dönemler olmuştur.

BM, bu yeni atmosferde geleneksel barış operasyonlarını gözden geçirmek durumunda kalmış ve BM Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali tarafından hazırlanan bir rapor[1] rehberliğinde operasyonlarının içeriğini çatışmaların değişen doğasına uyarlamaya çalışmış ve barışı gözlemlemekten öteye geçen bir görev tanımlaması yoluna gitmiştir. İkinci nesil operasyonlar olarak anılan bu operasyonların ilki Kamboçya’da 1992 yılında başlayan UNTAC operasyonudur ve BM barış gücü burada çatışan gruplar arasında sadece bir tampon oluşturmamış, aynı zamanda onların silahsızlandırılması ve demobilizasyonunu üstlenmiş, barış anlaşmasının ardından da seçimlerin düzenlenmesini sağlamıştır. Daha sonraki operasyonlarında ise BM, çatışma sonrası bölgelerde devlet inşasına girişmiş ve hatta bazı bölgelerin geçici olarak yönetimini üstlenmiştir.[2]

BM’nin ikinci nesil operasyonları, meşruiyet, kar-zarar oranları ve başarı ölçütleri açısından hem eleştirilmiş hem de övülmüştür. Bu operasyonların değerlendirilmesindeki en büyük sorun da nesnel ölçütlerin bulunmaması, BM Şartı hükümlerinin her operasyonla yeniden yorumlanması ve operasyonların görev tanımlarının bu yorumlamalara göre kesin hatlarla belirlenmemesidir. Esasında, sonucu öngörülmesi zor çatışma durumlarında bu tür esnekliklerin bırakılması da sağlıklı değerlendirmenin önünde bir engel teşkil etmektedir.

21. Yüzyılın ilk BM operasyonu olarak gerçekleştirilen Libya operasyonu da gerek gelişmelerin henüz çok yeni olması gerekse dinamiklerin karmaşıklığı açısından, BM’nin geçmişteki operasyonlarına benzer, önümüze değerlendirilmesi zor bir tablo çıkarmaktadır.

Libya Operasyonu

19 Mart 2011 tarihinde, BM Güvenlik Konseyi’nin 1973 sayılı kararı ile Libya’da başlatılan operasyon, BM görevlerinin tekrar sorgulanmasını sağlamıştır. Tunus’ta başlayan ayaklanma dalgası önce Mısır ve daha sonra Libya’yı etkilemiş, fakat diğer diktatörlerin aksine Muammer Kaddafi’nin muhaliflere şiddet yoluyla karşılık vermesi bu ülkedeki dinamiklerin farklı gelişmesine neden olmuştur.

Operasyonun başlangıcından bu yana ABD, bu müdahalenin tek taraflı olmaması için çalışmıştır. Özellikle Afganistan ve Irak müdahalelerinin sona erdirilememesi sonucunda ABD’nin iç ve dış imajının olumsuz etkilenmesinin yanı sıra bu operasyonların getirdiği siyasi ve ekonomik yükler göz önüne bulundurulduğunda, bu anlaşılabilir bir tutum olarak görünmektedir. Ne var ki, Fransa’nın ön planda yer alma isteğine rağmen ABD, 23 Mart’ta NATO’nun da operasyona katılmasıyla birlikte başrol oynamaktadır ve askeri operasyonun başlatılmasında da Birleşik Krallık ve Fransa ile birlikte etkin görev üstlenmektedir. Bu operasyon çerçevesinde şu ana kadar bölgede uçuş yasağı ilan edilmiş, hava saldırıları başlamış ve denizden kuşatma gerçekleştirilmiştir. Fakat Kaddafi’nin muhaliflere ve NATO-BM güçlerine şiddetle direnmesi, çatışmanın kolay durulmayacağını ve bu operasyonun kısa süreli olmayacağını göstermektedir.

Operasyon Üzerine: Çatışma ve Meşruiyet

Libya’da kısa süre önce başlatılan bu operasyon, tıpkı birçok BM (ve NATO) operasyonları gibi akıllarda soru işareti bırakmıştır.  Bu bağlamda akla gelen sorulardan en önemlisi müdahalenin meşruiyeti ile ilgilidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar savaş tanımlamaları iki devlet arasında gerçekleşen çatışmalar göz önünde bulundurularak yapıldığından, özellikle Soğuk Savaş’tan sonra sayısı artan iç savaşlar, uluslararası normların gözden geçirilmesini gerektirmiş, fakat beraberinde bu açıdan pek çok teorik ve pratik güçlük getirmiştir. Thucydides’ten, Aristoteles’ten bu yana süre gelen ve BM normları dahil olmak üzere birçok uluslararası normu etkileyen  “adil savaş” teorileri, konu iç savaş olduğunda yetersiz kalmaktadır. Adil savaş teorisi ve onun üzerine inşa edilen uluslararası anlayış ve kurallara göre, savaş sırasında sivil hedefleri vurmak suç sayılmaktadır ve bu noktada yapılan sivil tanımı iç savaş şartlarına bir açıklık getirmemektedir. Bu teorinin çağdaş savunucularından olan Walzer, savaş zamanındaki meşru hedefleri, “zarar veren herkes veya her şey” olarak tanımlamıştır.[3] Dolayısıyla, iç savaşta meşru hedef ve sivil tanımları belirsizleşmektedir, çünkü çatışan taraflar devletlerin askerleri değil, bizzat sivil vatandaşlarıdır. Nitekim, operasyonun ilk günlerinde, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen basın toplantısında, bakanlık sözcüsü Mark Toner tarafından operasyonun amaçlarından birinin de sivil halkı korumak olduğu açıklanmış, fakat Toner, bir gazetecinin Kaddafi’yi destekleyenlerin de koruma altındaki siviller arasında olup olmadığı sorusuna cevap verememiştir. Bu da göstermektedir ki operasyonun önceden yapılmış bir “sivil” tanımı yoktur ve seçilen hedeflerin meşru olup olmadığı konusu her müdahalede olduğu gibi Libya’da da akıllarda soru işareti oluşturmaktadır.

İkinci bir meşruiyet sorusu ise operasyonun başlamasıyla ilgilidir. Devlet teorilerinde yapılan tanımlamalara göre devlet, varlığına yönelik iç ve dış tehditlere karşı meşru güç kullanma yetkisini elinde bulunduran tek organdır. Bu tanımlamanın doğal olarak halk devrimlerini kapsaması beklenemez. Kaddafi’nin muhaliflere karşı kullandığı orantısız güç, hiç değilse insanlık suçu olarak görülebilir. Fakat yapılan uluslararası müdahalenin görev tanımlamasındaki çelişkiler, örneğin nihai hedefin ne olduğu sorusuna operasyona katılan devletler tarafından verilen farklı cevaplar, devlet egemenliğinin nerede başlayıp hangi noktada sonlandığını belirsiz hale getirmektedir. Bu da Libya operasyonunun, tıpkı ABD’nin Afganistan ve Irak müdahalelerinde olduğu gibi, BM ve NATO güçlerinin de ülkede uzun süreli olarak kalmasıyla sonuçlanacağı gibi bir izlenim vermektedir.

Gelinen noktada operasyon sonrası dönem hakkında öngörüde bulunmak da zordur. Tunus ve Mısır’da devrilen iktidarın yerini eskisinden farklı yöneticiler devralmamıştır. Tunus’ta devrilen Zeynelabidin bin Ali’nin yerine geçen Başbakan Muhammed Gannuşi’nin de bin Ali ile farklı bir çizgide olmadığı bilinmektedir. Mısır’da ise Müslaman Kardeşler’in destek kazandığı söylense de ülkenin yönetimi konusundaki karmaşa devam etmektedir. Libya’da NATO ile ortaklaşa başlatılan operasyon, akıllara Kosova tecrübesini getirmektedir. Kosova’ya müdahalenin geç yapılması, burada gerçekleştirilen hava saldırıları, sivil hedeflerin vurulması ve barışın sağlanmasında yaşanan başarısızlıklar, bu operasyonu BM’nin en çok eleştirilen misyonlarından biri haline getirmiştir. Libya konusunda ABD’nin liderliğinde BM ve NATO’nun aceleci tavrı Kosova tecrübesinin getirdiği, olası bir soykırım veya katliamı önlemede geç kalma endişesinin bir sonucu olarak da görülebilir.

Libya’da başlatılan operasyonun başarılı olup olmayacağı, sonrasında BM’nin tıpkı önceki operasyonlarında olduğu gibi geçici yönetim üstlenip üstlenmeyeceği şu an için belirsizdir. Fakat operasyonun meşruiyet açısından ortaya çıkardığı sorular, uluslararası hukuk ve normların ve bununla bağlantılı olarak da güç dengelerinin tekrar sorgulanmasını gerektirmektedir. Son tahlilde, BM’den beklentiler dinamiklerle paralel olarak değişse de bu örgütün kuruluş amacı ve ilkeleri, Güvenlik Konseyi’nin yapısı ve veto hakkı bulunan daimi beş üyenin arasındaki güç ilişkileri, bu beklentilerle örtüşmemektedir. BM, yeni görev tanımlamaları ve operasyonlarıyla artık barışı ve güvenliği korumanın ötesinde bir tür savaş organize etme ve bu savaşları meşru hale getirme görevi de üstlenmiş gibi görünmektedir.

Gülşah UZAKGİDER

[1] Boutros-Ghali, B., An Agenda for Peace, New York: UN Publications, 1995.
[2] UNTAET (Doğu Timur), UNAMIK (Kosova), UNTAES (Doğu Slovenya) ve Bosna operasyonu bu tür opersyonlar arasında sayılabilir. Özellikle Doğu Timur’da BM, ülke adına uluslararası anlaşma imzalamak da dahil olmak üzere emsalsiz bir yetkiye sahip olmuştur.
[3] Walzer, M., Just and Unjust Wars: A Moral Judgement with Historical Illustrations, New York: Perseus Book Group, 2006.
http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_16.png http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_16.png http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_16.png http://www.yenihafta.org/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_16.png

SYK Yapı Kimyasalları

Konu Yazari: yh_yonetici ( )
...

Yorum Yap

Çoban Gübre

Anket

Hapiste iken milletvekili seçilenlerin tahliye edilmemesi kararını nasıl yorumluyorsunuz?

Sonuçları Gör

Loading ... Loading ...
Ana Sayfa